Azat Tatarstan

 HOME PAGE - 2                              MÖSTÄQİL (FREE) TATARSTAN!

                                                                

 

                                          TÜRKİYE’NİN  GEDİZ  İLÇESİNDE  BİR  KAZAN  TATAR  KÖYÜ:

 

                       EFENDİ KÖPRÜSÜ KÖYÜNÜN KURULUŞ TARİHİ

                                       

Aşağıda sizlere Efendi Köprüsü Köyünün Kuruluş Tarihini sunuyorum. Buradaki bilgileri, size Kazan Tatar yazarı Mahmut Galev (Mahmut Galeveddinoğlu Mercani)’nin „Muhacirler (=Göçmenler) isimli romanına, köyün yaşlılarından 1976 yılında aldığım bilgilere ve Osmanlı belgelerine dayanarak veriyorum:

Mahmut Galev,  Efendi Köprüsü Tatarlarının Türkiye’ye göç edişlerini konu alan romanını, Efendi Köprüsü Köyüne gelip yerleştikten sonra burada ilk eşi Sacide’yi kaybeden, bu yüzden hamile olduğu için yanında Türkiye’ye getiremediği  ikinci eşi ve çocuğunu buraya getirmek için tekrar Tataristan’a giden 'SAFA MİNGLİBAY' isimli bir kişinin vermiş olduğu bilgilere dayanarak yazmıştır. Minglibay, Türkiye Türkçesinde "Benli Zengin" anlamına gelmektedir. 

Özellikle Tataristan’ın Bügülme şehri civarındaki (başta Sarabikkul [Ebi awılı], Şükürlü, Kirkeli, İski İştirek, Yanga İştirek, Kuvakbaşı, Yahşı Karan, Karatay, Karabaş gibi) köylerde yerleşik kişilerin oluşturduğu Efendi Köprüsü Köyü Tatarları, Moskova hükümetinin onlara yaptığı zulümler yüzünden, 1600 yıllık vatanlarını terkedip Türkiye’ye gitmeğe mecbur oldular.

Onların Türkiye’ye göçü 1898 yılında başlamıştır. Ondan önce, 1897 yılında, Çar III.Aleksandr Rusya’da genel nüfus sayımı yapılmasına karar vermiş, fakat bu karar Kazan Tatar köylülerini derin endişeye sevketmiştir. Sebebine gelince, daha önce NİKOLAY İLMİNSKİ isimli bir Rus teoloji profesörü Tatar çocuklarını  ailelerinden koparıp, Ortodoks manastırlarında hıristiyan olarak yetiştirme ve onları Kazan Tatarları arasında misyoner olarak kullanma yönünde çabalar sarfetmiş, hatta pekçok müslüman ailelerin çocuklarını  zorla ana-babasının elinden alarak, bir daha onları görmemek üzere manastırlara kapatmış ve rahip olarak yetiştirmiştir.

Bu yüzden, Çar III.Aleksandr’ın aralarında Kazan Tatarlarının da bulunduğu Rusya’da genel nüfus sayımı yapma kararı, onlar arasında derin endişe yaratmıştır. Kazan Tatar köylüleri bunu hıristiyan-müslüman sayımı olarak algılamış, onları bu düşünceye çocuklarının manastırlara kapatılma korkusu sevketmiştir. Bu yüzden, aralarında bizim köylülerimizin de bulunduğu pekçok Tatar köylüsü bu sayımda sayım memurlarına hiçbir bilgi vermemeye karar vermişlerdir.

Bazı köylerde, gelen sayım memurlarını döverek  kovmuşlardır. Romanda verilen bilgiye göre, hatta bir Tatar köyünde yüksek dereceli bir memur köylüler tarafından linç edilmiştir. Çünkü bu memur,  sayıma katılmamakta ısrar ettikleri için köylülere ağır küfür ve hakaretler yağdırmış, öfkeye kapılan köylüler bu memuru oracıkta taş, sopa, tırpan ve diğrenlerle  öldürmüşlerdir.

Ama bu karışıklıklardan Çar Aleksandr tez zamanda haberdar edilmiş, bütün Rus çarlarının yaptığı gibi bu çar da sivil halkı teskin etme yerine, askeri gücünü gösterme yolunu seçmis ve  nufüs sayımına katılmayan köylerin Rus jandarmaları tarafından işgal edilmesini ve köylülerin şiddetle cezalandırılmasını emretmiştir.

                                           

Bu emir üzerine, özellikle Bügülme şehri civarındaki köyler Rus jandarmaları tarafından işgal edilmiş, köylüler tek tek sorguya cekilmiş ve suçlu görülen pekçok Kazan Tatarı mahkemede yargılanmak üzere zincirlenerek başkent Kazan’a sevkedilmişlerdir. Bunların bazıları halka ibret olsun diye Kazan’ın büyük meydanlarında  idam edilmiş, kalanları Sibirya’da  hiçkimsenin sağ çıkmadığı ağır çalışma kamplarına sürgüne gönderilmişlerdir. Köylerde kalanlar ise, Köy Odalarında oda içindeki direklere bağlanarak ve acıdan canhıraş feryatlar çıkarmalarına hiç aldırış edilmeyerek, dikenli çalılarla bayıltıncaya kadar dövülmüşlerdir. Rus jandarmaları köylüleri  bu şekilde cezalandırmakla yetinmemişler, ayrıca köylerdeki sığır, koyun gibi besi hayvanlarına el koyup, bunların bir kısmını köyde kaldıkları  birkaç aylık sürede kesip yemişler, kalanını ise yanlarında alıp gitmişlerdir. Bu arada, jandarmalar köylerdeki kız ve kadınları taciz de etmişlerdir. Bu olaylardan  Petersburg'taki Osmanlı Büyükelçiliği de haberdar olmuş ve  o zamanki başkent İstanbul'a metni  aşağıda verilen yazıyı göndermiştir:

Kazan Vilâyeti'nde Müslüman halk arasında yapılan nüfus sayımı sırasında çıkan karışıklıkları gidermek için Rus askerî birliğinin bölgeye sevk edildiği  konusunda Petersburg’taki Osmanlı  Büyükelçiliğinden gönderilen yazı:

Makam-ı Seraskerî

Mektubî Kalemi

Hususî

Rusya'nın Kazan Vilayeti dahilindeki İslâmlar beyninde ve bu sene ve bu mâh içinde icra edilen tahrir-i nüfus maddesinden dolayı karışıklık vukûbulmuşdur. Karışıklığın önünü almak üzere sevk edilen kıt‘a-i askeriyenin kuvvetine dair hakikî bir malumâta henüz daha muvaffak olunamadı. Bir piyâde fırkası tayin edildiğine dair bir şâyi‘ât vardır. Mezkûr vilâyet dahilinde -Daire-i Askeriye Merkezi'dir- yalnız Mahallî Livâsı nâmıyla iki alaydan mürekkeb bir piyade livâsı olduğu ma‘rûzdur. Ol bâbda.

Fî 27 Kânûn-ı Sânî sene [1]312 / [8 Şubat 1897]

Petersburg Sefâret-i Seniyyesi

Ataşemiliter Muavini

Mülâzım-ı Evvel

Mustafa Enver

Y. PRK. ASK, 117/21

(Yıldız  Sarayı Perakende  Askeri Maruzat)

Önce o zamanki Genel Kurmay Başkanlığına gelen  bu yazı, daha sonra  Serasker Rıza Paşa tarafından aşağıdaki dilekçe ile o zamanki Osmanlı padişahı Sultan II. Abdulhamid'e sunulmuştur: 

Makam-ı Seraskerî

Mektubî Kalemi

56

Kazan Vilâyeti dahilindeki İslâmlar beyninde karışıklık zuhûr etdiğine ve ol bâbda ittihâz olunan tedâbîre dair Petersburg Sefâret-i Seniyyesi Ataşemiliteri Muavini Mülâzım-ı Evvel Mustafa Enver Efendi tarafından vârid olup Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Dairesi'ne tevdî‘ olunan tahrirâtın sureti meşmûl-i nigâh-ı hikmet-penâh-ı âlî buyurulmak üzere leffen arz ve takdim kılınmış olmakla ol bâbda emr u irâde efendim hazretlerinindir.

Fî 18 Ramazan sene [1]314 ve fî 8 Şubat sene [1]312 / [20 Subat 1897]

Serasker

Rıza 

Y. MTV, 151/89

(Yıldız Mütenevvi Maruzat)

(Osmanlı Belgelerinde Kazan, Belge No.12)

İşte bu zulümler, Tatar köylüleri için bıçağın kemiğe dayandığı an olmuş ve onları bu ülkeyi terketme ve Halife memleketine (yani Osmanlı ülkesine) gidip yerleşme düşüncesine yöneltmiştir. Fakat  ata-analarımız, bu düşüncelerini hükümet yetkililerine asla söylememişlerdir. Çünkü Çar’ın buna izin vermeme ihtimali vardır. Onun için atalarımız, „Hacca gitmek için ülkeden ayrılacağız“ bahanesini öne sürmüşlerdir. Çünkü Rusya’da Alman asıllı, Rusya’daki Rus asıllı olmayan halklara epeyce haklar tanımış olan reformcu Çarice II. Katerina’nın (Tatarlar bu çariceyi halk arasında ‚Ebi (Nine) Padişah’ diye adlandırırlar) çıkardığı bir kanun uyarınca, Rusya müslümanlarının Hacca gitmelerine izin veriliyordu. İşte, atalarımız  bu bahaneye başvurdular. Kazan Vilayetindeki ve başka vilayetlerdeki Rus yetkililere, Hacca gitmek için izin ve pasaport isteyip müracaat ettiler. Kanun uyarınca, onlara bu izin verildi.

Artık göçe hazırlanmalıydılar. Ellerindeki gayrimenkul mallarını yok pahasına denecek bir şekilde sattılar. Ve 1898 yılının Mayıs ve Haziran aylarında, yanlarına alabildikleri kadar kıymetli esyalarını alıp, zorlu göç yoluna çıktılar.

Atalarımızın bir kısmı Türkiye’ye göç ederken Batum ve oradan vapurla İstanbul’a gitme yolunu seçseler de, büyük çoğunluğu başta Kırım’a varıp, oradan vapurla İstanbul’a ulaşma yolunu tercih ettiler. Yanlarındaki paralarını idareli kullanmaları gerektiği için, vapurların ambarlarında seyahat etmek zorunda kaldılar. Ve günler süren yorucu yolculuktan sonra yaşlı-genç, çoluk-çocuk, erkek-kadın ata-analarımız Istanbul’a ayak bastılar. Orada hepsi bir derin bir „oh!“ çektiler, ama çileleri bitmemişti. Çünkü Istanbul, Osmanlı İmparatorluğunun çeşitli bölgelerinden gelen göçmenlerle dolup taşıyordu.  Hükümetin elindeki mevcut memurlarla, bu kadar çok sayıda göçmen için boş arazi bulup yerleştirmesi hiç te kolay değildi.

Atalarımıza İstanbul misafirhanelerinde çok uzun zaman  ikamet etmek mecburiyeti hasıl oldu. Ama aralarındaki çoluk-çocuk, yaşlı ve hastalarla atalarımıza toplu misafir koğuşlarında yaşamak çok eziyet vericiydi.

İstanbul’da çok sayıda göçmen toplandığı ve göçmenleri yerleştirecek misafirhane kalmadığı için, göçmenlerin bir kısmı vapurlarla Bursa’ya (genellikle Kırım Tatarları), bir kısmı (çoğunu Kazan Tatarları teşkil ediyordu) Samsun’a sevkedildi.

İstanbul’da kalanlar şanslıydı. Çünkü Osmanlı hükümetinin merkezi Istanbul’da olduğu için, buradaki göçmenlere daha çabuk boş arazi bulunup yerleştiriliyordu. Nitekim öyle de oldu. İstanbul’da kalan ata-analarımıza Bursa Hüdavendigar Vilayetine bağlı Kütahya Sancağının Gediz Nahiyesine bağlı şimdiki Efendi Köprüsü köyünün bulunduğu hazine arazisinin verilmesi kararlaştırıldı.

Bunun üzerine, atalarımız  trenle Kütahya Sancağına geldiler. Lakin, belirlenen arazide evler yapmak, köy kurmak için malzeme satın almak gerekiyordu. Ama atalarımızın çoğunun elindeki az miktardaki para, misafirhanelerde aylarca süren ikamet için ücret ödediklerinden dolayı ya çok azalmış, ya da tamamen tükenmişti. Bu yüzden, biçareler genç-ihtiyar, kadın-erkek, çoluk-çocuk, para kazanmak için Kütahya’da ve Eskisehir’de ne iş bulurlarsa çalışmak mecburiyetinde kaldılar. Biraz para denkleştirebilenler hemen kendilerine belirlenen araziye gidip, evlerini inşa etmeğe başladılar. Böylece yavaş-yavaş Efendi Köprüsü Köyü kurulmaya başladı.

Samsun’a sevkedilen Kazan Tatarlarının da çoğu, uzun ve meşakkatli bir yolculuktan sonra bu köye geldiler. O zamanda şimdiki gibi otomobiller, otobüsler yoktu. Samsun-Kütahya arasında tren de yoktu. (Şimdi de yok).  Bu yüzden, atalarımız Samsun’dan Efendi Köprüsü’ne kadar yolu 'kağnı' adı verilen öküzle çekilen ilkel arabalarla kat ettiler. Gecelerini, kurdukları  ilkel çadırlarda veya açık havada geçirdiler.

Efendi Köprüsü Köyünün tamamıyla kurulup, oraya muhtarlık verilmesi yıllarca sürdü. Köye muhtarlık 1904 yılında verildi. O yıl Osmanlı Hükümeti de köylülere epeyce maddi yardımda bulundu. Osmanlı Hükümeti arşivinde bu yardım konusunda da belge bulunmuştur. Belgeyi aşağıda sunuyorum:

Kütahya'da Efendiköprüsü denilen yerde Kazan muhacirleri için yapılan evlerin masraflarından bir kısmının devlet tarafından ödenmesi konusunu içeren belge:                         

Nezâret-i Umûr-ı Maliye

Mektubî Kalemi

Aded: 2636

Ma‘rûz-ı çâker-i kemîneleridir ki

198

Kütahya'da Efendi Köprüsü nâm mahalde sâkin Kazan muhacirleri için elli bir hânenin bazı levâzımı muâvenet-i ahali ile bi't-tedârik inşaâta başlanılmış ise de çivi ve pencere gibi şeyler masârıfının tesviyesi zımnında beher hâneye iki yüz ellişer kuruşdan on iki bin yedi yüz elli kuruşun i‘tâsı icab edeceği Hüdâvendigâr Vilâyet-i aliyyesinden iş‘âr olunduğu beyânıyla ifa-yı muktezâsı Muhacirîn-i İslâmiye Komisyon-ı Âlîsi Birinci Azâlığı'ndan bâ-tezkire bildirilmiş olmasına mebnî meblağ-ı mezbûr için sene-i hâliye muhacirîn tahsisâtına mahsûben havalenâme tanzimi zımnında keyfiyetin huzur-ı sâmî-i cenâb-ı Sadâret-penâhîlerine arz ile istîzânı Muhasebe-i Umumiye-i Maliye'den ifade kılınmışdır. Ol bâbda emr u ferman hazret-I veliyyü'l-emrindir.

Fî 18 Şevval sene [1]321 ve fî 25 Kânûn-ı Evvel sene [1]319

Maliye Nâzırı

Reşad

O zamanki Maliye Nazırı Reşad Bey tarafından gönderilen bu dilekçeyi, Sadaret (Başbakanlık) makamı  onaylamış ve aşağıdaki cevabı göndermiştir:

Maliye Nezâret-i Celîlesi'ne

Sureti bâlâda muharrer tezkire mûcebince Maliye Nezâret-I Celîlesi'nden ifa-yı muktezâsına himmet buyurulmak. Kütahya'daki Kazan muhacirleri için inşasına başlanılmış olan hânelerin ikmâl-i inşasına muktezî on iki bin yedi yüz elli kuruşun tesviyesi hakkında sene-i hâliye muhacirîn tahsisâtına mahsûben havalesi tanzimine müsaade i‘tâsı hakkında.

22 Şevval sene [1]321 ve fî 29 Kânûn-ı Evvel sene [1]319 / [11 Ocak 1904]

A. MKT. MHM, 524/10

(Sadaret Mektubi Kalemi Mühimme Evrakı)

(Osmanlı Belgelerinde Kazan, Belge No.73)

Köye yerleşenlerden HACI VEFA (Minglibayev) Efendinin kardeşi olan SAFA isimli bir hemşehrimiz, Sacide isimli eşini tifo hastalığından kaybetti. Bu kişi, memleketine dönüp oradaki  genç ikinci eşini ve yeni doğan çocuğunu köyümüze getirmeğe karar verdi. Ama bu kararı maalesef gerçekleşmedi. Çünkü ona, Çar hükümeti ikinci defa hacca gitmesi için izin vermedi.  Biçare Safa orada kaldı ve başından geçenleri yazarımız Mahmut Galev’e anlattı. Mahmut Galev, bu kişinin verdiği bilgilere dayanarak „Muhacirler (Göçmenler)“ isimli romanını yazdı.

Bu romanda adı gecen Hacı Vefa Efendinin oğlu AHMED LATİF, Türkiye'de Soyadı Kanunu kabul edildikten sonra YEDİYILDIZ soyadını almıştır. Hacı Vefa Efendinin HÜSN-İ KEMAL ve HÜSN-İ CEMAL isimli iki kızı olup, köy gençlerinden HAFIZ MEHMET (GÜLEÇYÜZ) bu kızlardan önce Hüsn-i Kemal ile, onun vefatından sonra ise Hüsn-i Cemal ile evlenmiştir. Hacı Vefa Efendinin küçük kızı AYN-I CEMAL ise, köy gençlerinden ABDURRAUF (YENİGÜN) ile evlenmiştir. 

Yukarıda kısaca özetini verdiğim "MUHACİRLER" romanı, EFENDİ KÖPRÜSÜ Köyünün kuruluş tarihini anlatmaktadır. Rus harfleriyle Tatar dilinde basılmış olan bu kitap, sonradan Tataristan Devlet Tiyatrosu sanatçıları tarafından Radyo Tiyatrosu olarak uyarlanmış ve Kazan Devlet Radyosundan seri halinde yayımlanmıştır. „Hürriyet Radyosu“nda da tekrar edilen bu yayının, bende teyp kasetine alınmış bir kopyası da mevcuttur.

Verilen bilgilerden anlaşıldığı üzere, büyük ata-analarımız evlatlarını Rus zulüm ve esaretinden kurtarmak için akıl almaz fedakarlıklar göstermişler, bu uğurda pekçok çileler çekmişlerdir. Bu büyük insanları her zaman  şükranla anıyor, onlara Allah’tan rahmet diliyoruz. Onların bizler için yapmış oldukları fedakarlıkları asla unutmayacak ve bunu gelecek nesillerimize de anımsatıp duracağız. Onlara ayrıca Doğu Avrupa’yı 1600 yıldan beri vatan tutan atalarımızın bu bölgede büyük devletler ve medeniyetler (başta Volga nehrinin Hazar Denizi’ne döküldüğü deltada kurulmus olan güzel Etil şehrinde doğan büyük hakan ATİLLA [ETİLLİ]’nın kumandasında AVRUPA HUN İMPARATORLUĞUNU;  922 yılının 15 mayısında İslam dinini resmen devlet dini olarak kabul etmiş olan ve ilimde, fende, zenaat ve san’atta zamanın Avrupa ülkelerinden fersah fersah ileri gitmiş olan  İDİL [VOLGA] BOYU BULGAR DEVLETİNİ; haşmeti, azameti ve devlet düzeniyle bütün dünyanın gözlerini kamaştıran  ALTIN ORDU İMPARATORLUĞU ve son olarak ilim, sanat ve ticaret merkezi olup, komşularıyla barış içinde yaşamak isteyen, fakat zalim Rus prenslerinin sahip olmak için göz koyduğu ve sonunda 1552 yılının Ekim ayında bu emellerine eriştiği KAZAN HANLIĞI DEVLETİNİ) kurduğunu da anlatacağız.

Buradan Efendi Köprüsü köyü kökenli bütün Kazan Türklerine en içten sevgilerimi sunar, hepsine sağlık ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti topraklarında hür olarak yaşamanın değerini bilerek, onlara bu yaşamı sağlamak için canlarını ve mallarını feda eden büyük ata-analarına rahmetler okuyarak ve ata vatanlarının asırlardır süre gelen Rus esaretinden kurtulması  için gayret göstererek mutlu ve başarılı bir hayat sürmelerini dilerim.

Hayrettin Güleçyüz

 

NOT: Burada, yazarımız Mahmut Galev’in „Kargaşalı Yıllar“ ve „Muhacirler“ isimli ender bulunan roman setini bana Kazan’dan arayıp bulup getiren, evimde iki defa misafir etme şerefine nail olduğum ve kendisi 10’dan fazla eserinde başta Kazan Tatarlarının Türkiye’deki  yaşantısı olmak üzere genel olarak Türkiye’yi Sovyetler Birliğindeki Tatar okuyucusuna tanıtan, şimdi merhum olmuş olan tanınmış yazar TEVFİK EYDİ’ye şükranlarımı sunuyor,  merhuma Allah’tan rahmet diliyorum. Bu kıymetli zat, yazmış olduğu eserleriyle Türk ve Kazan Tatar halkının gönlünde yaşamaya devam edecek.

Bu yazıyı yazarken kullandığım iki kitabın künyesini aşağıda takdim ediyorum:

1. BOLGANÇIQ YILLAR: YAZUÇI MAXMUT GALEV; KAZAN; TATARSTAN KİTAP NÄŞRİATI, 1976, URTA HÄM OLI YÄŞTÄGE MÄKTÄP     BALALARINA. 216 Säxifä. Rusçadan Tatarçaga tärcemä itüçe: Yäxya Xalitov

2. MÖHACİRLÄR: YAZUÇI MAXMUT GALEV; KAZAN; TATARSTAN KİTAP NÄŞRİATI, 1977, URTA HÄM OLI YÄŞTÄGE MÄKTÄP BALALARINA. 319 Säxifä. Rusçadan Tatarçaga tärcemä itüçe: Räis Dautov


KİTAPLARDA YAZARIN KÜNYESI:

Maxmut Galev (Maxmut Galevetdin ulı Märcani, 1887-1938) - Tatar ädäbiatı, kulturası üseşenä zur öleş kertkän yazuçılarıbıznıng berse. Ul üzeneng utız yıllıq icat gomerendä törle janrlarda bik küp äsärlär yazıp qaldırgan. Alar arasında ädipneng dürt kitap itep uylanılgan, läkin, qızganıçqa qarşı, tämamlanmiyça qalgan "Qanlı Tamgalar" isemendäge tarixi epopiyäseneng berençe ike kisäge -"Bolgançıq Yıllar" häm "Möhacirlär" romannarı ayruça qimmätkä iyä. İske Tatar awılınıng könküreşe, goref-gadätläre, açlıq  yılı waqiygaları ("Bolgançıq Yıllar"), 1897 yılgı xalıq sanın alu waqiygasına bäyle räweştä quzgalgan igençe  çualışları, bölgenlekkä töşkän Tatar awıl keşeläreneng bäxet ezläp Törkiyägä küçep kitüläre häm andagi qızganıç yazmışları ("Möhacirlär") -bolar hämmäse dä romannarda gayät canlı itep häm zur ostalıq belän surätlänä.

Romannar üz waqıtında Tatar matbugatında çıga almıy qalgan, şulay uq alarnıng tatarça qulyazmaları da saqlanmagan. Şunga küre, kitap näşriati bu ike romannı 1931 häm 1934. yılgı rusça basmaları nigezendä yangadan tatar telenä tärcemä itterergä mäcbur buldı. "Bolgançıq Yıllar" romanını Yäxya Xalitov tatarçalaştırdı. "Möhacirlär" romanın isä, Räis Dautov tatarçaga tärcemä itte. 
                                                                                                                          

 

 

 SAYIN  SİTE  ZİYARETÇİLERİ! 

Rus çarlarının Ortodoks Hıristiyan dinine sokmak için, müslüman Kazan Tatar halkına karşı kadın-erkek, yaşlı-genç, çoluk-çocuk demeden yaptığı zulümleri konu alan, Kazan Tatarı rejisör RAMİL TUHVATULLİN tarafından büyük emek ve masraflarla çevrilmiş olan 'ZÜLEYHA" isimli DVD filmini satın alınız ve dostlarınıza da almaları için tavsiyede bulununuz. Bu filmin konusu, tamamen gerçeklere dayanmaktadır.

İsteme adresi:

http://www.tatshop.ru

Veya aşağıdaki linki tıklayarak, filmi izleyiniz: 

http://www.youtube.com/watch?v=88_FsbDG1bc&feature=related

FİLMİN KONUSU: Filmin başında, Ortodoks Hristiyan teologu Prof. Nikolay İvanoviç İlminski, Kazan şehrinin baş piskoposu Efimi Aleksandroviç Malov'a müslüman Tatarları hristiyan dinine sokmak için neler yapılması gerektiğini anlatıyor. Sonra filmde İlminski'nın  öne sürdüğü metodların nasıl uygulandığına  geçiliyor.1855 yılında,  Rusya'da, KARGALI adında, içinde köylüler tarafından cami de yapılmış olan müslüman bir Tatar köyü. Bu sıralarda, Rus yetkililer müslümanları  hrıstiyan dinine çekmek için, bu dini kabul edenlere vergi muafiyeti kanunu çıkarmışlar. Onların bu tuzağına  iki kız çocuğu ve bir de kundakta bebeği olan olan bir aile babası müslüman SELİMCAN düşüyor ve ailesine haber vermeden bütün aile bireylerini Rus yetkililerine 'hristiyan' diye yazdırıyor. Nasıl olsa kimsenin haberi olmaz, böylece vergiden kurtulurum diye düşünüyor. Ama kanunun devamını bilmiyor. Çünkü bir Tatar köyünde bir tek hristiyan bile yaşasa, o köyde eğer cami varsa onun kiliseye çevrilmesi gerekiyor. Bu arada, köyden bazı kişiler de Selimcan'ın ailesini hristiyan olarak yazdırdığını her nasılsa öğreniyorlar ve bundan dolayı onu köyde yapılan bir düğün esnasında şiddetle kınıyorlar. Hatta aralarında bu yüzden yumruklu tartışma da oluyor. Daha sonra,  köyün camiini  kiliseye çevirmek için  içinde büyük bir haç olan bir arabanın, bir rahip ve atlı Rus kozak jandarmaları eşliğinde köye doğru geldiği görülüyor. Köylüler buna engel olmak istiyorlar ve iki arada çatışmalar başlıyor. Ama elllerinde tüfekler olan jandarmalar isyanı tez zamanda bastırıyorlar. İsyana karışan köylüleri kilisenin yakınındaki bir ahıra kapatıyorlar ve ahırın başına da nöbetçiler koyuyorlar. Daha sonra, cami minaresini yıkıp yerine haç koymak ve isyancıları sorguya çekmek için, köye başkent Kazan'dan Prof. İlminski ile başpiskopos Efraim geliyor. Önce bütün köylülerin gözü önünde, camiin  ahşap minaresi yıkılıp, yerine haç koyuluyor. Sonra sıra isyancıları sorgulamaya geliyor. Sorgulamada, ne kadar inkar etse de Selimcan'ın kendini ve ailesini hristiyan olarak yazdırdığı ortaya çıkıyor. Fakat, aynı zamanda, kayıt yapılırken Selimcan ile karısı Züleyha'nın evli olarak kaydedilmediği de ortaya çıkıyor. Bu yüzden, Rus rahip onları gayrı meşru hayat yaşamakla ve zinayla suçluyor. Bu arada, Züleyha'ya Ruslar tarafından 'MARFA VASİLEVNA' adı konulduğu da ortaya çıkıyor. Neticede, sorgulamayı yapan heyet, zina suçundan Züleyha'nın bir manastıra kapatılmasına, Selimcan'ın ise zina ve isyan suçundan 5 yıl hapsine  karar veriyor. Bundan sonra, Selimcan ve köylüler arasında bu karara itirazlar yükseliyor. Bu sırada köyün delisi (ama aslında akıllısı) yeni bir çatışmaya meydan vermemek için jandarmaların dikkatini başka yöne çekmek istiyor ve kiliseye çevrilmiş olan  camiyi ateşe veriyor. Bundan sonra, herkes  yangını söndürmeğe koşuyor, ama yangını söndürmeğe muvaffak olamıyorlar ve cami kül oluyor. Bundan sonra, Rus yetkililer Züleyha'yı çocuklarından ayırıp bir manastıra kapatıyorlar, diğer isyancıları ise hapse atıyorlar. Daha sonra Züleyha, kendi köyünden çok uzaklarda yaşayan ayyaş bir Rusla zorla evlendiriliyor. Bu adam Züleyha'ya zorla sahip oluyor ve Züleyha ondan bir oğlan çocuk dünyaya getiriyor. Bu sırada, ilk kocası Selimcan hapisten kaçıyor ve Züleyha'yı arayıp buluyor. Ama Rus koca bunun farkına vararak  adamcağızı arkadaşlarına öldürtüyor.  Bunun üzerine, hayattan bütün ümidini kesen Züleyha intihar etmek için kendine zehirli su  hazırlayıp, Allah'tan kendisini affetmesini dileyerek namaza duruyor. Fakat o sırada, sızıp kaldığı uykusundan uyanan ayyaş kocası Züleyha'nın uyarmasına kalmadan aniden bu zehirli suyu  içiyor ve ölüyor. Rus polisler bunun için Züleyha'yı suçluyorlar ve ona 25 yıl hapis cezası veriyorlar. Oğlunu da alıp rahip olarak yetiştiriyorlar. Züleyha hapse de düşse dininden vazgeçmiyor ve dininin gereklerini orada da yerine getiriyor. Bir süre sonra, Züleyha hapishanede ağır hastalanıyor. Ölüm döşeğinde Züleyha kendini ziyarete gelen oğlundan bir tek şey istiyor: Müslüman mezarına gömülmek. Oğlu onun bu vasiyetini yerine getireceğine ant ediyor. Bundan sonra, zavallı Züleyha kelime-i şehadet getirip ruhunu teslim ediyor. Annelerinin ağır hasta olduğunu öğrenip yola çıkan iki kızı, maalesef,  annelerinin cenazesine yetişemiyorlar.